Posts Tagged ‘soyut sanat’

Münih Sergisi

Salı, Kasım 20th, 2012

Münih Sergisi

Doğu Soyut Resmi İçin Ön Araştırmalar

14 kasım 2012 - 14 aralık 2012

MÜNİH Europaisches Patentmant PyschorrHöfe-Foyer Bayernstr. 34

Sergi resimlerinden bazılarını Galeride görebilirsiniz.

sergi afiş tanıtım

sergi afiş tanıtım

SERGİ TANITIM

SERGİ TANITIM

Ebru ve Soyut Sanat

Salı, Şubat 3rd, 2009

EBRU VE SOYUT SANAT
Ebru üzerinde tartışmalar sürmekte, hepte sürecek zaten. Sanattan söz edip tartışmadan söz etmemek mümkün değil.Sanat varsa , sanatçı; sanatçı varsa kendine ait bir ifade alanı bulma çabası kaçınılmaz bir biçimde yaşamda ki yerini alacaktır. Sanat ve sanatçı ilişkisi üzerine düşünmeden , yaratılan her tartışma kısır, teknikle boğulmuş ayrıntıya gömülmüş olacak ve de ortak çıkışlar bulan, ayrı ekoller yaratan sağlam sanat yaklaşımları yerine , kişiselleşmiş birbirine saygısız sanat sevgisinden uzak bir ortam doğuracaktır. Üzülerek belirteyim ki ülkemizin sanat ortamı bu durumdan kendini kurtarmakta çok zorlanmaktadır. Bu durum batıdan gelen sanatlarda bir nebzede olsa daha kolay çözüme ulaşmaktadır. Batı kaynaklı sanatlarda onlarca sanat akımı bulunması ve de akademik eğitimin katkısıyla; alıntılı tartışmalar; yapılmakta; sanatın nispi bağımsız yapısı nedeniyle, belli çevreler içinde kendine yer bulabilmektedir.Ancak unutulan çok önemli husus, her sanat akımının yaşamın ve toplumsal koşulların zorlamasından doğar.

Ancak ebru sanatına gelince durum farklılaşmaktadır. Bütün ebru sanatçılarının çok haklı olarak paylaştığı gibi , ebru sanatına batıdan bir yol gösterici bulunmayacaktır. Bu sanatın değişim çizgisi tamamen kendi çaba ve yaklaşımlarımızın bir ürünü olacaktır. Her sanat çaba ve yaklaşımının toplumsal değişimlerle at başı gittiği, her sanat akımının belli bir toplumsal yaşamı imlediği açıktır.Bugün oluşturduğumuz toplum yapısı ve bu toplumda ebrunun yerini anlamak için bugüne kadar ki sanat akımları ve ebru değişimleri hakkında bilgi sahibi olmak ve ebrunun ayırtına varmak kaçınılmaz bir gerekliliktir. Yer ve zaman darlığından kabaca göz atarsak;
Ebru sanatının diğer sanatlardan ayırıcı özelliklerine geçmeden önce , Avrupa’da sanatın değişimine kısaca göz atmak gerekli. Osman oğulları eski dünyanın merkezini fethetmeden hemen önce Avrupa kilisenin dinsel örgütlenmesinin yarattığı tam anlamıyla dini yaşam biçimini sürdürüyordu. Ancak bütün ticaret yollarının Müslümanların ellerinde bulunması doğunun zenginliğinin Avrupa’ya ulaşamaması sonucunu doğuruyor, bu da Kilisenin yönetiminde güçlüklere yol açıyordu.Doğunun yüzlerce yıllık görkemli şehirleri karşısında, Avrupa , öncelikle ticarete uygunluğu nedeniyle kıyı kentlerini ortaya çıkarıyor ve bu kentlerde ilk kez kilisenin bire bir yönetiminden , göreceli olarak bağımsız laik bir toplum yapısı örgütleniyordu. Bu kentlerde katedraller , belediye binaları ileri gelenlerin gösterişli evleri inşa ediliyor ve bu her kentin diğer kentlerle giriştiği rekabeti körüklüyordu.O güne kadar keşişlerin elinde bulunan yazı , tezhip ,minyatür gibi din temelinde örgütlü(kilise) toplum yaşamının sanatsal yaratıları da laik sivillerce de uygulanmaya başlanıyor, ilk laik üniversiteler görülüyordu.Bu yazı gibi Tanrısal bir gücün sivillerin eline geçmesine okuma yazma bilenlerin artmasına Çin’den getirilen baskı makinesinin geliştirilip matbaa makinesine dönüşerek önemli bir değişime yol açtı. Artık kitap süslemeciliği; tezhip,minyatür gibi sanatların kullanım alanı olarak eski değerini yitirmişti. Bu durum , sanatçılarda çok önemli bir değişim getirdi. Gelişen bilimsellik (dünyayı yeniden tanımlama yöntemi) , maddi dünyanın çözümlenme isteği nedeniyle gerçeğin resimlenmesi , figürün gerçeği birebir yansıtma çabası.Bu temeller üzerinde yeni bir resim estetiği ve zamanla kuralları yaratılarak akademik bir hüviyete bürünen sanat. Bütün soyut gösterge ve geçmiş semboller ve bunun imleri toplumsal yaşamın dışına itildi. Böylece artık kilisenin iktidarını sağlamlaştıran sanatlar tezhipler , minyatürler toplumsal dizgenin dışında kalmıştır. Artık önerilen insan tiplemesi,kilisenin yüzlerce yıldır önerdiği insanın dışına çıkmıştır.Çarmıha gerili yoksul İsa peygamber, doğunun görkemli kumaşlarıyla giyinmeye başlamıştır. Sanatçıların önünde yepyeni bir yol açılmıştır. Artık bütün sanat tarihi zenginliğe övgü maddeye tapınç ile buna karşı çıkanlar arasında ve bunun çeşitli biçimlerde ifadeleri şeklinde değişecektir . Tartışılması üzerinde düşünülmesi gereken bir çok ayrıntı vardır en kaba biçimiyle sunulan ve aslında çok karmaşık olan bu tarihsel kesitte… Ancak ebru sanatına sağlıklı yaklaşımda bu sürecin doğru kavranmasıyla mümkündür. Bütün bu sanatlar bir biçimde iktidarlarca egemenliği sürdürmenin estetik değerleri olarak varoldu. Aynı zamanda karşı çıkmanın biçimlerinden birini de oluşturdu.
Ancak ebru sanatı, bütün bu sanatlardan ayrı bağımsız bir köşede oldukça uzun bir zamandır, kendi sularını renklendirerek yaşamaya devam etti. Yüce gönüllülükle her sanatın yanında onun tamamlayıcısı olarak hizmet etti. Herkes Hat’ta bakarken o sessizce güzel olmuş sözcüğüyle yetindi , aslında bunu bile beklemedi.Ancak hiçbir iktidar böylesine bir sanatı kendi önerilerini desteklemek için kullanamadı. Osmanlının son dönemlerinde ilk unutulan sanatın ebru olması bunun bir göstergesidir.Özbekler dergahıyla yeniden akmaya devam etmesiyse desteklenmeden bile kendi gücünü sürdürebilmesinin ifadesi.
Bunun iki temel nedeni vardır. Birincisi ebru yapılış itibariyle anlıktır.Anın ifadesidir. İkincisi bizler batı resmiyle ilişki kurana kadar hep anlamlandırılamamış bir ifade olarak kalmıştır. Çünkü yıllar öncesinden beri soyut bir ifade gücü taşır. Soyut ifade ya da soyut sanat deyince neyi anlarız? Soyut ifade ya da sanat, insanın günlük etkilenmelerinin ve sorunlarının dışındaki bir sürece kendini bırakarak varoluşunu ifade etme çabasıdır. Görüyorum o halde varım yerine, varolduğum için görüyorum yaklaşımıdır. Elbette varoluşu kendi istedikleri biçime girmesi için yoğun çaba harcayan her davranışa çok uzak bir tarzdır bu. İnsan olmanın özüne ilişkin bir yaklaşımdır. Özelikle Rönesans’la gelişen resim anlayışına karşı bir duruşta kendini gösterir. Soyut sanat anlayışı, öncelikle ruhsal bir ifadenin araştırılmasına , tüm değişimlere karşın değişmeyen özün anımsanması ve araştırılması ilkesine dayanır.Ya da değişimlerin ruhsal yansımalarına …Ama her halükarda ilk hareket noktası sanatçının kendini akışa bırakması , kendini gerçekliğin ötesine bırakması gerekir. Her ne kadar soyut sanat temsilcisi olmasada , bir sanatçı tutarlılığı ve bilinciyle Picasso’nun söylediği gibi ; Ben aramıyorum buluyorum… Her sanatçının hissettiği gibi . Çünkü soyut sanat anlayışı hem sanatçıya kendini tanıma fırsatı sunarken , yapıtının izleyiciyle karşılaşmasında da izleyiciye kendiyle ve bütün insanlık tarihinin soyut bir ifadesiyle karşılaşma fırsatı sunar. Çünkü bütün insanlık bilgisi insanın içine konmuştur ve sanatçılar bunu bir biçimde anımsayanlardır. Soyut sanat varolan düşünme kalıpları dışında bir biçimde izleyiciye yeni bir düşünme alanı yaratır. Bu düşünme alanı, günlük yaşamımızın çıkarların korumaya yönelik kurnazlıklarından,  şartlanmışlıklarından farklı bir düşünme alanıdır; insan olmanın duyumsandığı , varolmanın keyfine varıldığı ve ruhsal dünyanın doygunluğunun ,insana yeni duygu deneyimleri yarattığı bir dünyadır bu. İfade kaygısından öte bir yaklaşımdır, insan gerçeğine yaklaşma , insanla bütünleşme çabasıdır. Batı sanatının son yüzyıla kadar bir bütün halinde savunduğu kendini ifade eden sanatçı tiplemesinden başka bir yaklaşımdır. Tam tamına doğunun (yani maddi dünyanın çözümlenme ve ele geçirilme araçlarından biri olarak düşünülmeyen sanat) sanat yaklaşımıdır; gerçeği aramak.
Gerçeği bulmak için kendi kısır gerçekliğinden uzaklaşmak.Sanatçının yaratma sürecinde , sürece teslim olma becerisidir ve özden bir çaba gerektirir. Bir resimde günlük gerçeği göremiyorsak , o resim soyuttur. Bir ressam doğadan (dış gerçekten ) değil de kendi iç gerçeğinden hareket ediyorsa o ressam soyut bir ressamdır. Bir resmin soyut olabilmesi için dış gerçeklerle tüm ilişkisini kesmiş olması gereklidir. (1)Ebru sanatı tamda bu biçimler için yaratılmış gibidir.1950 li yıllarda J.Pollock eylem resmiyle bunları soğuk savaş döneminin Amerikan toplumuna tuvallere boya damlatarak, fırlatarak resimler yaparken ebrunun farkında mıydı bilmem ancak ondan 50 yıl önce Kandinsky soyut resim çalışmalarına başlarken , doğu kültürünün bilgisinde bir sanatçı olarak karşılaşması kuvvetle muhtemeldi .Özelikle Asya kökenli halklarla ilişkileri nedeniyle Rus’lar bu konuda oldukça bilgilidir.Zaten Rus kültürü de hiçbir zaman kendini batı kültürüyle özdeşleştirmemiştir. Tatar’ların ebruyla ilişkisi bilinmektedir.Elbette bu sanatçılarda resim anlayışı akademik anlayış doğrultusunda gelişmiş ve özellikle Kandinsky soyutlama çabaları sonucu soyut bir resim anlayışı geliştirmiş ve lirik soyut olarak adlandırılan bir açılıma ulaşmıştır.Bunların bir kısmı görsel etki açısından , su etkilerinin çok net izlendiği ve bu açıdan ebruya çok benzer sonuçların elde edildiği resimlerdir.

1977 Ekim ayında yirmi üçüncü sayısı yayınlanan ‘türkiyemiz’ isimli dergide Sevim Eti’nin Ebru ve soyut sanat başlıklı yazısı Mustafa Düzgünman ebrularıyla bu sanatçıların resimleri arasındaki ilişkileri inceler aynılık ve farklılıkları ortaya koyar.Yukarda söz ettiğimiz gibi lirik soyut yaklaşımın ebruyla ilişkisini açıkça belirtir ki bu son derece doğaldır.Çünkü soyut düşünme ve bunu ifade etme çabası sanatçıda benzer duygular geliştirmek zorundadır.Bu içe yöneliş halidir.Teknik farklar dışında özde aynı insani çabaya işaret eder.Aslında baştan itibaren soyut bir anlayış üzerinde hareket eden ebru soyut sanata yol gösterme potansiyelini de içinde barındırıyordu. Ancak resmin ülkemize geç girmesi sonucu, Batı soyut resim açılımları verirken , ebruda figüratif açılımlar vermeye başladı.

(Necmeddin ebruları ,çiçekli ebrular).

Aslında bu resimle ebrunun yakınlaşma çabasıydı. Ebru bu konuda yine alçakgönüllü adımını atmıştı.Ancak Türk resmi bu çabaya yanıt vermekte zorlandı.Hatta tarihsel fırsatı tepti bile denebilir.Çok uzun süre ayrı mecralarda aktılar. Ebru kendi açılımlarını rahmetle andığımız sanatçıların ve onların ardılları vasıtasıyla zorda olsa yaşamını sürdürdü.Ayrıca geniş kültürel miras kendiliğinden sanatçılarda çıkardı. Bu gün klasik ebru , figüratif ebrular ve soyut çalışmalar şeklinde açılımlar vererek genişlemeye ve kültürel bir değer dönüşümü olmaya doğru ilerliyor.
Ebru sanatının kendine güveni, ayağını bastığı alanın sağlamlığı bunu sağlarken, aynı yaklaşımı resim sanatımızda maalesef görememekteyiz. Bu da bugün Türk görsel sanatlarında Ebru sanatçılarına farklı bir görev daha yüklemektedir. Resmin ya da bir diğer sanatın tekniğini desteklemek için değil , ebru dilinin gelişmesini sağlayacak ve bu sayede bize ait bir görsel dil yaratarak toplum sanat yakınlaşmasını sağlayacak yaklaşımlar oluşturmak.Artık ebru sanatçıları bu dili tartışmak zorundadır.Ebrunun bütün görsel sanatlara yakın ve aynı zamanda bağımsız olan dilini geliştirmek zorundadırlar.

A. Burhan Ersan