Birisi tarafından yapılmadığı sürece, herhangi bir biçimde yokluğu farkına varılmayan , ancak yapılmasıyla birlikte , boşluğunun farkına varılan ve kendine alan yaratan bir şey , nasıl olurda , görüldüğü andan itibaren ihtiyaç yaratır?
Bu sorunun yanıtı aynı zamanda sanatın ne olduğu konusunda düşünmememizi sağlar.
Sanat ancak toplumun tüketim için üretim yapmaya yönelmesi ve ihtiyaçların karşılanması temelinde örgütlenmesi ve zanaatın yerini büyük ölçekli aynılaştırılmış üretimin almasıyla , oluşan boşluğun sonucu bu günkü halini aldı . Çok uzun süre nerdeyse XVIII yy. sonlarına kadar güzel sanatlar deyimi hiç kullanılmamıştı. Bugün bizim hayranlıkla izlediğimiz resimler , heykeller, müzikler hiçte sandığımız gibi , farklı bir bakışı olan sanatçının kendini ifade etmek için düşünüp araştırıp oluşturduğu yapıtlar değildi. Bunlar büyük ölçüde zanaatçı-sanatçılara ayrıntılarıyla sipariş
edilen aristokratların şatolarını,saraylarını süsleyen dekorasyon ürünleriydi.Bir prensesin doğum günü için çalınacak bestelerdi.Ve elbette kilisenin siparişleri, dinsel ayinler için besteler,incilin okuma yazma bilmeyen halka vaazı için resimlenmesi vs.
Sonuç olarak kent yaşamının gelişmediği üretimin özgün yanının yok olmadığı dönemlerde kısaca kapitalizm öncesi dönemlerde bugün anladığımız anlamda sanattan ve sanatçıdan söz etmek imkansızdı. Bu yaklaşım üretimin seriye ,zanaatçının işçiye dönüşmesi sonucu, özgün ve bireysel üretimin özellikli ve yetenekli kişilerce faklı yapılması sonucu doğdu.Yani zanaatın üretim yanı ile yaratıcı yanı birbirinden ayrılmak zorunda kalmasaydı bugün bizim sanat olarak adlandırdığımız çalışmalar ve yaklaşımlar hiç olmayacak ancak resim,heykel, müzik olacaktı.Maddi yaşamın bu yeni örgütlenme biçimi zorunlu olarak , bu geleneklerden yola çıkarak , zanaatın tinsel ve sanat yanıyla ilgili çalışmak zorunda kalan ve yaşamın tinsel yanını örgütlemeye çalışan sanatçılar doğurdu.
Bu sanat yaklaşımı iyice kavranmadığı sürece herhangi bir sanata doğru yaklaşmak mümkün olmayacaktır.Özellikle bu süreçleri birebir yaşamamış ve fazlasıyla düşünce ve sanat akımı ithal etmiş ülkemizde bu daha da önemlidir. Çünkü henüz dekoratif öğeyle sanatsal öğe birbirinden tam anlamıyla ayrılmamıştır. Kökleri bizde sanatsal çabalarda yeterli gelişim gösterilememiş ve bugün dekoratif olmayan bir sanat anlayışı sanatçılarda dahil hiçbir kesimde oluşmamıştır. Şiir bu konunun dışındadır. Çünkü tinsel yanın örgütlenmesi, felsefi,estetik,teknik yaklaşımlara gereksinme duyar . Bunun için de kendi birikimlerini kullanır.Hele binlerce yıllık bir uygarlıklar zincirinin son halkasıysanız, bu daha da önem kazanır.İşte bu noktada bir zanaat-sanat olarak ebru dan bahsedebiliriz.
Ebru sanatı bu noktada nasıl bir yol ayrımındadır?
EBRU SANATI
Geleneksel yaklaşım:-Yoğunlüğü artırılmış bir sıvı üzerine,esas olarak topraktan elde edilen boyaların , at kılından fırçalarla serpilmesi ve elde edilen desenin kağıda aktarılması suretiyle gerçekleştirilen , bir kitap ve kağıt bezeme sanatıdır. A.Babaoğlu(ebru yapımı vcd) Figüratif yaklaşım:Su üzerinde resim yapmaktır.(F.Arıkan) Modern yaklaşım (ressam ve sanatçıların iddiası):su üzerinde müdahale imkanı çok az olduğu ve sanatçının kendini ifade imkanları yaratmadığı için sanat değildir.Ya da günümüz sanatında bir yer alması mümkün olmaz.
Bu yaklaşımlardan her iki ebru yaklaşımı da bir takım iç zaaflarına karşın yine de doğru yaklaşımlardır.Çünkü bunlar bir sanat çabasının açılımlarıdır.Gerçi Ebru geleneğini tamamen kıran Necmeddin Okyay tarafından yapılan ve kendi adıyla anılan ebruların geleneğe dahil edilme mantığını çözebilmiş değilim.Ancak sanata tamamen batı mantığıyla bakan sanatçı ve özellikle ressamların yaklaşımınaysa değil katılmak yanına yanaşmak mümkün değil.Çünkü bütün batı sanatı, Rönesansla gerçekleşen büyük dönüşümle maddi gerçeklikten ,yola çıkılarak , bu gerçekliği bire bir yansıtacak biçimde yeni teknikler bulmak ve sanatçının yeni duyarlılık alanı oluşturabileceği teknikler oluşturmasıyla geçmiştir.Ancak burada temel asla teknik olmamıştır.
Sanatçı kendi yaklaşımı ve dünyaya bakışı doğrultusunda, tekniğini geliştirmek zorundadır.
Burada ilginç olan modern ve geleneksel yaklaşımın aynı noktada buluşarak ebru sanatını , değişmez ve gelişmelere kapalı sanatçının yaratıcılığına izin vermeyen bir sanat olarak görmeleridir. Oysa hiç müdahalesiz ebru sanatı bile doğru yer ve zamanda, sanata ve tinsel yaşama bir gönderme yaptığında sanattır. Bunun çok ötesinde doğu geleneğinden oluşan bir sanat yaklaşımı olarak ebru , geliştirdiği tekniklerle, kendi kültür yapımıza çok uygun bir resim tekniğidir. Bugün benim çalışmalarım batıda kullanılan soyut teknikleri ve daha fazlasını istediğim biçimde ve yerde yapmama büyük ölçüde izin veriyor.Ayrıca doğaçlama yanlarıyla da çok daha ilerde etkilerde yaratıyor. Sanırım ki bugünkü batı sanatıda buna yakın bir şey arıyor.Terim doğru mu pek bilemiyorum ancak içedönük bir resim yaklaşımı belki. Doğucu yaklaşımın nerdeyse sanatta hiç kullanılmamış bir tekniği olarak ebru ,su resmi ya da benim özel isimlendirmemle Reng-i su. Doğu’da , Batıdan çok daha önceleri varolan , bir soyut düşünmenin sanatlarından biri olarak ebru, bugün önce bizim insanımıza daha sonrada bütün insanlığa yeni bir tinsel alan yaratacak bir sanat tekniğidir.
ATÖLYEMİZ VE HEDEFLERİMİZ
RENG-İ SU atölyesi , ülkede geleneği yerleşmemiş, zanaat olarak uzun yıllar birikim ve görme alışkanlıkları yaratmamış sanat yaklaşımlarının yerini bulmaktaki zorluluğunun bilinciyle, görsel sanatları ebru (su etkisindeki görme biçimleri) temelinde yorumlayarak toplumsal görme ve düşünme alışkanlıklarına uygun görsellikler oluşturarak yeni ifade olanaklarını araştırır. Diğer yandan, ebru geleneğinin değişik materyallere uygulanarak günümüz yaşamıyla bütünleşmesine çalışır.
Geleneğin öz değerler sistemini ve bunun görkemli soyut anlatımını sanatının yaratım sürecine temel olarak alırken , geleneğin teknik birikimlerinden anlayışı doğrultusunda yararlanmaya çalışır . Ebrunun sanat olması dışındaki bütün yaklaşımları dışlarken , özellikle farklılaşmayı ve sonuçlarının açıkça tartışılmasını destekler. Ebru sanatının , geleneğin birikimiyle süslenmiş olmasının yanı sıra halk sanatı olması nedeniyle de, toplumun kültürel öğelerinden biri olduğunu ve tüm sanat disiplinleriyle işbirliğine gidebilmesi yanı sıra , bağımsız ifade gücüne sahip olduğu gerçeğinden hareketle, bu alanda sanat çalışmalarını kuramsal çalışma ve araştırmalarla tamamlama çabası güder.
Sanatsal yaratımın, sadece sanatçısıyla birlikte yapıtlarını değil , daha ileri giderek izleyicisini de yetkinleştirmeyi hedefleyen doğu sanatlarının felsefi yaklaşımı temelinde; batı sanatının bütün deneme ve girişimlerini gücü yettiğince araştırıp, kendi sularında yorumlamaya çalışır.
Teknemizdeki suların açık denizlere giden ırmaklar olması ve iç sularımızı da özgürleştirmesi dileğiyle…
EBRU VE SOYUT SANAT
Ebru üzerinde tartışmalar sürmekte, hepte sürecek zaten. Sanattan söz edip tartışmadan söz etmemek mümkün değil.Sanat varsa , sanatçı; sanatçı varsa kendine ait bir ifade alanı bulma çabası kaçınılmaz bir biçimde yaşamda ki yerini alacaktır. Sanat ve sanatçı ilişkisi üzerine düşünmeden , yaratılan her tartışma kısır, teknikle boğulmuş ayrıntıya gömülmüş olacak ve de ortak çıkışlar bulan, ayrı ekoller yaratan sağlam sanat yaklaşımları yerine , kişiselleşmiş birbirine saygısız sanat sevgisinden uzak bir ortam doğuracaktır. Üzülerek belirteyim ki ülkemizin sanat ortamı bu durumdan kendini kurtarmakta çok zorlanmaktadır. Bu durum batıdan gelen sanatlarda bir nebzede olsa daha kolay çözüme ulaşmaktadır. Batı kaynaklı sanatlarda onlarca sanat akımı bulunması ve de akademik eğitimin katkısıyla; alıntılı tartışmalar; yapılmakta; sanatın nispi bağımsız yapısı nedeniyle, belli çevreler içinde kendine yer bulabilmektedir.Ancak unutulan çok önemli husus, her sanat akımının yaşamın ve toplumsal koşulların zorlamasından doğar.
Ancak ebru sanatına gelince durum farklılaşmaktadır. Bütün ebru sanatçılarının çok haklı olarak paylaştığı gibi , ebru sanatına batıdan bir yol gösterici bulunmayacaktır. Bu sanatın değişim çizgisi tamamen kendi çaba ve yaklaşımlarımızın bir ürünü olacaktır. Her sanat çaba ve yaklaşımının toplumsal değişimlerle at başı gittiği, her sanat akımının belli bir toplumsal yaşamı imlediği açıktır.Bugün oluşturduğumuz toplum yapısı ve bu toplumda ebrunun yerini anlamak için bugüne kadar ki sanat akımları ve ebru değişimleri hakkında bilgi sahibi olmak ve ebrunun ayırtına varmak kaçınılmaz bir gerekliliktir. Yer ve zaman darlığından kabaca göz atarsak;
Ebru sanatının diğer sanatlardan ayırıcı özelliklerine geçmeden önce , Avrupa’da sanatın değişimine kısaca göz atmak gerekli. Osman oğulları eski dünyanın merkezini fethetmeden hemen önce Avrupa kilisenin dinsel örgütlenmesinin yarattığı tam anlamıyla dini yaşam biçimini sürdürüyordu. Ancak bütün ticaret yollarının Müslümanların ellerinde bulunması doğunun zenginliğinin Avrupa’ya ulaşamaması sonucunu doğuruyor, bu da Kilisenin yönetiminde güçlüklere yol açıyordu.Doğunun yüzlerce yıllık görkemli şehirleri karşısında, Avrupa , öncelikle ticarete uygunluğu nedeniyle kıyı kentlerini ortaya çıkarıyor ve bu kentlerde ilk kez kilisenin bire bir yönetiminden , göreceli olarak bağımsız laik bir toplum yapısı örgütleniyordu. Bu kentlerde katedraller , belediye binaları ileri gelenlerin gösterişli evleri inşa ediliyor ve bu her kentin diğer kentlerle giriştiği rekabeti körüklüyordu.O güne kadar keşişlerin elinde bulunan yazı , tezhip ,minyatür gibi din temelinde örgütlü(kilise) toplum yaşamının sanatsal yaratıları da laik sivillerce de uygulanmaya başlanıyor, ilk laik üniversiteler görülüyordu.Bu yazı gibi Tanrısal bir gücün sivillerin eline geçmesine okuma yazma bilenlerin artmasına Çin’den getirilen baskı makinesinin geliştirilip matbaa makinesine dönüşerek önemli bir değişime yol açtı. Artık kitap süslemeciliği; tezhip,minyatür gibi sanatların kullanım alanı olarak eski değerini yitirmişti. Bu durum , sanatçılarda çok önemli bir değişim getirdi. Gelişen bilimsellik (dünyayı yeniden tanımlama yöntemi) , maddi dünyanın çözümlenme isteği nedeniyle gerçeğin resimlenmesi , figürün gerçeği birebir yansıtma çabası.Bu temeller üzerinde yeni bir resim estetiği ve zamanla kuralları yaratılarak akademik bir hüviyete bürünen sanat. Bütün soyut gösterge ve geçmiş semboller ve bunun imleri toplumsal yaşamın dışına itildi. Böylece artık kilisenin iktidarını sağlamlaştıran sanatlar tezhipler , minyatürler toplumsal dizgenin dışında kalmıştır. Artık önerilen insan tiplemesi,kilisenin yüzlerce yıldır önerdiği insanın dışına çıkmıştır.Çarmıha gerili yoksul İsa peygamber, doğunun görkemli kumaşlarıyla giyinmeye başlamıştır. Sanatçıların önünde yepyeni bir yol açılmıştır. Artık bütün sanat tarihi zenginliğe övgü maddeye tapınç ile buna karşı çıkanlar arasında ve bunun çeşitli biçimlerde ifadeleri şeklinde değişecektir . Tartışılması üzerinde düşünülmesi gereken bir çok ayrıntı vardır en kaba biçimiyle sunulan ve aslında çok karmaşık olan bu tarihsel kesitte… Ancak ebru sanatına sağlıklı yaklaşımda bu sürecin doğru kavranmasıyla mümkündür. Bütün bu sanatlar bir biçimde iktidarlarca egemenliği sürdürmenin estetik değerleri olarak varoldu. Aynı zamanda karşı çıkmanın biçimlerinden birini de oluşturdu.
Ancak ebru sanatı, bütün bu sanatlardan ayrı bağımsız bir köşede oldukça uzun bir zamandır, kendi sularını renklendirerek yaşamaya devam etti. Yüce gönüllülükle her sanatın yanında onun tamamlayıcısı olarak hizmet etti. Herkes Hat’ta bakarken o sessizce güzel olmuş sözcüğüyle yetindi , aslında bunu bile beklemedi.Ancak hiçbir iktidar böylesine bir sanatı kendi önerilerini desteklemek için kullanamadı. Osmanlının son dönemlerinde ilk unutulan sanatın ebru olması bunun bir göstergesidir.Özbekler dergahıyla yeniden akmaya devam etmesiyse desteklenmeden bile kendi gücünü sürdürebilmesinin ifadesi.
Bunun iki temel nedeni vardır. Birincisi ebru yapılış itibariyle anlıktır.Anın ifadesidir. İkincisi bizler batı resmiyle ilişki kurana kadar hep anlamlandırılamamış bir ifade olarak kalmıştır. Çünkü yıllar öncesinden beri soyut bir ifade gücü taşır. Soyut ifade ya da soyut sanat deyince neyi anlarız? Soyut ifade ya da sanat, insanın günlük etkilenmelerinin ve sorunlarının dışındaki bir sürece kendini bırakarak varoluşunu ifade etme çabasıdır. Görüyorum o halde varım yerine, varolduğum için görüyorum yaklaşımıdır. Elbette varoluşu kendi istedikleri biçime girmesi için yoğun çaba harcayan her davranışa çok uzak bir tarzdır bu. İnsan olmanın özüne ilişkin bir yaklaşımdır. Özelikle Rönesans’la gelişen resim anlayışına karşı bir duruşta kendini gösterir. Soyut sanat anlayışı, öncelikle ruhsal bir ifadenin araştırılmasına , tüm değişimlere karşın değişmeyen özün anımsanması ve araştırılması ilkesine dayanır.Ya da değişimlerin ruhsal yansımalarına …Ama her halükarda ilk hareket noktası sanatçının kendini akışa bırakması , kendini gerçekliğin ötesine bırakması gerekir. Her ne kadar soyut sanat temsilcisi olmasada , bir sanatçı tutarlılığı ve bilinciyle Picasso’nun söylediği gibi ; Ben aramıyorum buluyorum… Her sanatçının hissettiği gibi . Çünkü soyut sanat anlayışı hem sanatçıya kendini tanıma fırsatı sunarken , yapıtının izleyiciyle karşılaşmasında da izleyiciye kendiyle ve bütün insanlık tarihinin soyut bir ifadesiyle karşılaşma fırsatı sunar. Çünkü bütün insanlık bilgisi insanın içine konmuştur ve sanatçılar bunu bir biçimde anımsayanlardır. Soyut sanat varolan düşünme kalıpları dışında bir biçimde izleyiciye yeni bir düşünme alanı yaratır. Bu düşünme alanı, günlük yaşamımızın çıkarların korumaya yönelik kurnazlıklarından, şartlanmışlıklarından farklı bir düşünme alanıdır; insan olmanın duyumsandığı , varolmanın keyfine varıldığı ve ruhsal dünyanın doygunluğunun ,insana yeni duygu deneyimleri yarattığı bir dünyadır bu. İfade kaygısından öte bir yaklaşımdır, insan gerçeğine yaklaşma , insanla bütünleşme çabasıdır. Batı sanatının son yüzyıla kadar bir bütün halinde savunduğu kendini ifade eden sanatçı tiplemesinden başka bir yaklaşımdır. Tam tamına doğunun (yani maddi dünyanın çözümlenme ve ele geçirilme araçlarından biri olarak düşünülmeyen sanat) sanat yaklaşımıdır; gerçeği aramak.
Gerçeği bulmak için kendi kısır gerçekliğinden uzaklaşmak.Sanatçının yaratma sürecinde , sürece teslim olma becerisidir ve özden bir çaba gerektirir. Bir resimde günlük gerçeği göremiyorsak , o resim soyuttur. Bir ressam doğadan (dış gerçekten ) değil de kendi iç gerçeğinden hareket ediyorsa o ressam soyut bir ressamdır. Bir resmin soyut olabilmesi için dış gerçeklerle tüm ilişkisini kesmiş olması gereklidir. (1)Ebru sanatı tamda bu biçimler için yaratılmış gibidir.1950 li yıllarda J.Pollock eylem resmiyle bunları soğuk savaş döneminin Amerikan toplumuna tuvallere boya damlatarak, fırlatarak resimler yaparken ebrunun farkında mıydı bilmem ancak ondan 50 yıl önce Kandinsky soyut resim çalışmalarına başlarken , doğu kültürünün bilgisinde bir sanatçı olarak karşılaşması kuvvetle muhtemeldi .Özelikle Asya kökenli halklarla ilişkileri nedeniyle Rus’lar bu konuda oldukça bilgilidir.Zaten Rus kültürü de hiçbir zaman kendini batı kültürüyle özdeşleştirmemiştir. Tatar’ların ebruyla ilişkisi bilinmektedir.Elbette bu sanatçılarda resim anlayışı akademik anlayış doğrultusunda gelişmiş ve özellikle Kandinsky soyutlama çabaları sonucu soyut bir resim anlayışı geliştirmiş ve lirik soyut olarak adlandırılan bir açılıma ulaşmıştır.Bunların bir kısmı görsel etki açısından , su etkilerinin çok net izlendiği ve bu açıdan ebruya çok benzer sonuçların elde edildiği resimlerdir.
1977 Ekim ayında yirmi üçüncü sayısı yayınlanan ‘türkiyemiz’ isimli dergide Sevim Eti’nin Ebru ve soyut sanat başlıklı yazısı Mustafa Düzgünman ebrularıyla bu sanatçıların resimleri arasındaki ilişkileri inceler aynılık ve farklılıkları ortaya koyar.Yukarda söz ettiğimiz gibi lirik soyut yaklaşımın ebruyla ilişkisini açıkça belirtir ki bu son derece doğaldır.Çünkü soyut düşünme ve bunu ifade etme çabası sanatçıda benzer duygular geliştirmek zorundadır.Bu içe yöneliş halidir.Teknik farklar dışında özde aynı insani çabaya işaret eder.Aslında baştan itibaren soyut bir anlayış üzerinde hareket eden ebru soyut sanata yol gösterme potansiyelini de içinde barındırıyordu. Ancak resmin ülkemize geç girmesi sonucu, Batı soyut resim açılımları verirken , ebruda figüratif açılımlar vermeye başladı.
(Necmeddin ebruları ,çiçekli ebrular).
Aslında bu resimle ebrunun yakınlaşma çabasıydı. Ebru bu konuda yine alçakgönüllü adımını atmıştı.Ancak Türk resmi bu çabaya yanıt vermekte zorlandı.Hatta tarihsel fırsatı tepti bile denebilir.Çok uzun süre ayrı mecralarda aktılar. Ebru kendi açılımlarını rahmetle andığımız sanatçıların ve onların ardılları vasıtasıyla zorda olsa yaşamını sürdürdü.Ayrıca geniş kültürel miras kendiliğinden sanatçılarda çıkardı. Bu gün klasik ebru , figüratif ebrular ve soyut çalışmalar şeklinde açılımlar vererek genişlemeye ve kültürel bir değer dönüşümü olmaya doğru ilerliyor.
Ebru sanatının kendine güveni, ayağını bastığı alanın sağlamlığı bunu sağlarken, aynı yaklaşımı resim sanatımızda maalesef görememekteyiz. Bu da bugün Türk görsel sanatlarında Ebru sanatçılarına farklı bir görev daha yüklemektedir. Resmin ya da bir diğer sanatın tekniğini desteklemek için değil , ebru dilinin gelişmesini sağlayacak ve bu sayede bize ait bir görsel dil yaratarak toplum sanat yakınlaşmasını sağlayacak yaklaşımlar oluşturmak.Artık ebru sanatçıları bu dili tartışmak zorundadır.Ebrunun bütün görsel sanatlara yakın ve aynı zamanda bağımsız olan dilini geliştirmek zorundadırlar.
A. Burhan Ersan
Aşağıdaki yazı yıllar önce içinde manzum öğeler taşıyan ama ve asla şiir olarak düşünülmeyecek bir yazı …Biçim sizi aldatmasın …Sadece ebrunun bende yarattığı heyecan ve anlamı aktarmaya çalışan bir yazı bile değil bir söylem çünkü bir defada yazılmış ve öyle bırakılmış tıpkı ebru gibi…
RENG-İ SU
Mavi kanamış bir kavmin çocuğuyum
Şiirin sessiz ölümü karşısında renklerin yardımını çağırıyorum.
Şiir’in renginin sokak çocukları düşlerine sığındığı sularda; rengin şiirini kovalıyorum.
Kitreli gecelerde yosunların yeşiline morlar serpen balıkları
Aydınlatan ayı ya da gelinlik rüzgarlarının ışığını
Buluveriyorum.
Bazen de renginden memnun sincaplarla ,kırmızı yılanların yağmur buluşmasını izleyen kelebekleri
Yitiriveriyorum
Doğduğum kavmin bir yanı renklerin eşitliğine inanmıştır ki ,yüzyıllardır onları
kimliğini yitirtmeden aynı teknede rengahenk sunmuştur.
Diğer yanı sihirler,yani şiirler için sözcükler yaratmıştır.
Mavi kanamış bir kavmin çocuğuyum.
RENGİN ŞİİRİ OLSUN İSTEDİM;
Bize ait günlerin izini sürüp bugünlere ulaşsın,
Huyunu suyunu bizden alsın ama kollarını kavuşturup küskün ,küskün oturmasın, elini uzatsın
diğer topraklara , kavimlere…..aşka!
Rengin aşkını tanımak istedim,aşkı tanımak istedim
Renkleri; şiir kadar barışçı,dayatılmayıp sunulan yaşam kadar özgür bıraktım.
Belki bir düş gördüm,belki semah döndüm.
AŞKI GÖRDÜM
A.Burhan ERSAN
Bu yazı 2000 yılı başlarında kaleme alındı. O günden bu yana teknik ve görsel çalışmalarımın yansıması olarak teorik yaklaşımların ve araştırmalarımda yeni açılımlar verdi. Ancak bu değişimi görmek için yazıyı sitede yayınlamaya devam etmem gerektiğini düşünmekteyim.Ancak yazının eksik yanlarını en kısa zamanda yazılar bölümünde yayınlayacağım.
Bu açıklamayı yazarken aklımda tek bir dize var nedense
Edip Cansever ‘den
‘ Tanrım bana bir salıncak’
hem yazmak hem eleştirmek için…
Gerçektende ‘yuvarlağın köşeleri ‘ olmalıymış ‘ yalnızlık paylaşılmaz ‘ olmasın diye…
EBRUYORUM YA DA YARATICILIĞI GELİŞTİRMENİN BİR YOLU OLARAK
EBRU TEKNİKLERİ
GELENEKSEL EBRU İLE EBRUYORUM ARASINDAKİ FARKLAR
Bu noktadaki yaklaşımda geleneksel ebruyu kendi içinde bir bütün olarak incelemek mümkün olsa bile bu yaklaşım eksiklikler içermektedir. Çünkü figüratif ebruların yapılmasından sonra ebru geleneğinde yeni bir anlayış doğmuş bu özellikle felsefi ve estetik olarak ebrunun başkalaşmasına yol açmıştır. Ancak biz bunlara burada kısaca değineceğiz. Çünkü asıl anlatmak istediğimiz ebrunun varolandan farklı ve yeni ifade biçimleri yaratabileceği buna uygun altyapı ve birikime sahip olduğudur. Geniş bir soyutlama gücü yaratacak ve yeni anlamlar oluşturacak yerde durduğudur. Günümüz sanat akımlarıyla bir çok açıdan örtüşen ebru sanatı yeni imkanlar ve anlayışlar sunarak resim sanatına önemli katkılarda bulunacak yerdedir. Biz öncelikle gelenekselleşmiş yaklaşımla oluşan ebru sanatının ,su üzerinde çalışmanın getirdiği etkilerden hangi noktalarda yararlanmadığını araştırmaya çalışacağız. Elbette üzerinde yeterli araştırma yapılmamış,kaynak sıkıntısı çekilen ve yazılı ilkeleri konmamış bir sanatın etkin ve kapsamlı araştırmalarla yerine oturtulması,başta ebru sanatçıları ve akademisyenler olmak üzere Türk sanat çevrelerinin önündeki görevlerden biridir. Benim yapmaya çalıştığım bu çabalara farklı bir açıdan yaklaşmak ve teknik olanakları araştırırken bu olanakların yarattığı görsel etkiler vasıtasıyla
bu sanatın soyutlama gücünü , yeni duyarlılık alanları ve ifade biçimlerini oluşturmaktır. Ebru sanatının ,insanıyla bu kadar bütünleştiği bir ülkede .zaman içersinde yeniden üretim sürecine katkılarda bulunması ekonomik açıdan da olumlu sonuçlar doğurabilecek niteliktedir. Her ne kadar ebru sanatı ,her sanat gibi ekonomik değer üretiminde kullanılabilirse de ,bu bir değeri hırs ve cahillikle daha düşük bir değerle değiştirmekten başka bir sonuç vermez. Her sanatta olduğu gibi ebru sanatının da gizil gücü bu çabaları sonuçsuz kılar. Ancak ebru sanatı da diğer sanatlar gibi ülke ekonomik yapılanmasında yaratıcı ve öncü çabalara geniş katkılarda bulunabilir. Bu Türk ebru sanatçılarının çabalarıyla oluşabilecek bir durumdur ve kendi içlerindeki farklılıklarla beraber örgütlenerek ağırlıklarını hissettirme sorunudur. Uzun süre cam üzerine ebru yapmış ve bu konuda el hatalarını en aza indirmek için kendi kendine teknikler geliştirmiş bir sanatçı olarak ,birebir yaşadığım bu karmaşık sorunların çözümsüzlüğünde ve sanatın değerinin sanat olmasından başka yerde olamayacağının anlaşılmasında ebru sanatçılarının büyük katkısı olabileceğini gördüm. Aslında ülkenin topraklarının,birikiminin ve örgütlenme yetersizliğinin böyle sonuçlar doğurma potansiyeli çok fazla olabileceğinden ,ebru sanatçılarının ebru sanatına ,onun diğer sanatlarla olan ilişkilerine ,yeni yaratıcılık yaklaşımlarına ve giderek ülke ekonomik yapısına sanatsal öncülüklerde bulunacak tarzda örgütlenmelerine acil gereksinim vardır. Bu anlayıştan yola çıkarak kendi yaklaşımlarım bir özeti niteliğinde anlayışım şöyledir:
1-) FELSEFİ FARKLAR
a-) Geleneksel ebru;nefsin terbiyesi temelinde şekillenmiş,tasavvuf felsefesinden büyük ölçüde etkilenmiş bir sanat yaklaşımı sunar.
Bu yaklaşım tüm ritüelleriyle, bir insanın nefsini yenerek dünyasal arzulardan kurtulmasını ve Yaradana kavuşmasının bir biçimini temsil eder.
b-) Ebruyorum; Ebru sanatının görsel düşünsel ve tinsel etkilerinden yararlanarak ,insan yaratıcılığının önünü açmayı hedefler.
Yeni insan yapısının şekillenmesinde temel eksiğin, nefsinin peşinden giderek dünyayı bozan insan tiplemesine karşı olmamakla birlikte ,insanın kendi nefsinin değil,kendine sunulan ve hatta dayatılan tarzda bir yaşamın içinde koşuşturduğunu düşünür.bu noktada özgüven ve yaratıcılık geliştirici , kaynağını gelenekten ve alçakgönüllülükten alan ebru teknikleri önerir. Bu noktada sudan çıkan yaşamın, yaratıcılığını, yine su aracılığıyla ortaya koyabileceğini düşünür.
2-) ESTETİK FARKLAR
a-) Geleneksel ebru
Kaynağı hakkında bilgimiz kısıtlı olmakla birlikte,bugün gelmiş olduğu ve en yaygın yapıldığı dönem itibariyle, hatta fon kağıdı, ciltte yan kağıdı gibi çeşitli sanatları destekler bir görüntü vermiş çok uzun bir süre kendi bağımsız duruşunu oluşturmamış ya da oluşturmaktan kaçınmıştır. Bu oluşum, ancak 20 y.y. başında batı etkilerinin ülke yaşamında kendisini iyice hissettirdiği dönemde kendini Necmeddin Okyay vasıtasıyla gösterdi ..
Necmeddin Okyay ebruya figür sokmak suretiyle (çiçekli ebrular)görsel bir etki arayışına yöneldi.Aslında gelenekten tam bir kopuş olarak görülmesi gereken bu tavır nedense tam bir silsile-i meratib anlayışı içinde gelenekteki yerini aldı. Bugün hattı destekleyen, ciltlerde kullanılan bir yanı olsa da sadece çiçekli ya da başka figüratif öğelerle süslü ebrular, yanında gerçekten soyut bir anlayışı temsil eden battallar, taraklılar, hatiplerde(vb) başlı başına bir görsel etki aracı olarak kullanılmaktadır. Birbiri içine geçmeyen renkler ve yoğun suyun uyumlandırıcı etkisi bu sanatın temel değerini oluşturur. Bu noktada güzelin, uyumun mükemmelin peşindedir ebru. Ancak burada günümüz sanatının en temel yaklaşımı olan sanatçının kendini ifade biçimi, kendini ve duyarlılığını en mükemmel biçimde anlatma çabasına katılma konusunda, belki biraz teknik, birazda malzeme yapısından kaynağını alan ürkeklik içindedir.Oysa gerek renk zenginliğini , gerekse soyutlama yeteneğini çok eskiden beri sabırla taşımış bir sanattı.Sanatçıya bu noktada geniş imkanlar ve açılımlar sunabilecek bir noktadaydı.
b-) EbruYorum
Ebrunun sağlamış olduğu renk zenginlendiğinden,soyut birikimden ve özellikle su yüzünün uyumlandırıcı ve yumuşatıcı etkilerinden yararlanarak,sanatçının kurguladığı renk öyküsünü anlatabildiği bir su resmi tekniği geliştirmektir.Bunun için bilinen ebru tekniklerini basitleştirerek ve yeni renk etkileri yaratarak, su üzerinde ,sanatçının kurguladığı kompozisyonları yaratması için seçenekler sunar.Basitleştirilmiş teknik yaklaşımların yaratmış olduğu en temel yenilik, sanatçının kurguladığı eseri ortaya koymak için su-boya-sanatçı ilişkisini tekneler,çeşitli kalıplar,su akışkanlığı,yeni renk etkileri,vb. öğelerle destekleyerek bir ifade biçimi yaratmak olarak tanımlanabilir.Her ne kadar ‘ebrunun keyfi gelirse her yüzeye hatta cama bile tutar’ denmişse de, ebruyorum çalışmaları ebrunun keyfi yerine sanatçının keyfini ve isteğini koyarak ,her türlü malzeme,kağıt karton,tuval ve (cam,seramik vs) objeler ,üzerine istendiği takdirde uygulanabilecek teknikler geliştirmiştir.Bütün bunları yaparken sadece su ve su üzerinde kalabilen boyalar sınırlaması dışında hiçbir sınır tanımaz. Ebruyorum insanın iç özgürlüğünün,özgüveninin,geliştirmesiyle yaratıcılığın ortaya çıkarılabileceğini ve bunun ifade biçimlerinin oluşturulmasıyla yeni bir beğeninin oluşabileceğini düşünür.Bu noktada suyun tüm yaşam etkilerini göz önünde bulundurarak , su –insan bütünleşmesinin yaratıcılıkta yeni bir adım ve olanak görür.
EBRUYORUM;
TÜM BUNLARI YAŞAMA GEÇİRİRKEN ,YENİ OLAN HERŞEYİN ,UNUTULMUŞ OLAN OLDUĞUNUN BİLİNCİNDEDİR.
Kategoriler
Etiket Bulutu
dekoratif ebru ebru kursu ebru sanatı ebruyorum felsefe reng-i su rengi-su rengisu resim süsleme sanat sanat eğitimi sanat felsefe sanat tarihi serbest resim soyut sanat tarihArşivler
İstatistikler
Bugünkü ziyaret: 8
Toplam ziyaret: 5992Bağlantılar
-
Son Yorumlar
- Ebru ve Ebruyorum yazısı için hikaye tarafından yapılan yorum
- Sanatın gerekliliği ve Ebru yazısı için film izle tarafından yapılan yorum
- Sanatın gerekliliği ve Ebru yazısı için Kristen22Tyler tarafından yapılan yorum
- ATÖLYEMİZ ve HEDEFLERİMİZ yazısı için Hafize Saday tarafından yapılan yorum
- reng-İ Su yazısı için Ebruli tarafından yapılan yorum
